SON DAKİKA

Karabük Haber Karabük Duyuru Karabük Son dakika
Selman HAKTAN
Avatar

ZENGİN OLMAK NİHAT HATİPOĞLU’NA HARAM MI?

Bu haber 05 Mayıs 2020 - 17:49 'de eklendi ve kez görüntülendi.
ZENGİN OLMAK NİHAT HATİPOĞLU’NA HARAM MI?

Dünyada insanların kalplerinde iyi ve faydalı huyların, melekelerin zuhur etmesinde ve toplumu İslam, Hadis, Kuran ve İlmihal ile bilinçlendirerek manevi açıdan geliştirmeye, hidayete vesile olmaya sebebiyet verdirerek çalışmak kadar hayırlı bir iş olabilir mi? Ve bu işin neticesinde buna aracı olan televizyon kanallarının bu işi yapan kişiye ödül olarak “fazla miktarda” para vermesi neticesinde parayı alan kişi herhangi bir kusur, günah veya suç işlemiş olur mu?

Gelin bu olayı zihnimizde canlandırarak daha basit şekliyle düşünelim. Bazılarımızın para kazanacağı bir mesleği ya da işi vardır değil mi? Mesela şimdi çok başarılı bir mühendis olduğunuzu hayal edin, ülke için çok faydalı işler yapıyorsunuz ve size X bir fabrika iş teklifi sunuyor. Ücret olarak da bugünün şartlarında toplumdaki insanların kazandığı meblağlardan çok yüksek bir maaş teklif ediyorlar. Üstelik ülkeye ve topluma çok faydalı işler yapacak, alnınızın teriyle de helalinden kazanacaksınız. Siz bu teklifi kabul etmez misiniz? Şahsen ben bir şartla “Hayır” derim, o da başka bir yerden daha fazla bir maaş teklifi almışımdır. O zaman ne ayıp bana! Ha?

Her Ramazan’da televizyonda İftar ve Sahur programlarında yayın yapan hocaların, hatiplerin kazandığı aylık kazançlarını hesaplamak ve gündeme getirmek tabiri caizse artık milli uğraşlarımız arasına girmeye başladı. Eskiden yoktu böyle şeyler. Nerede o eski Ramazanlar! Efendim neymiş Nihat Hatipoğlu şu kadar para alıyormuş, diğer hatip şu kadar alıyormuş… “Vay efendim ne ayıp, hiç yakışıyor muymuş!” Bana ne? Helalinden kazanıyor işte adamlar. Sanki medyada yayın yapan sunucular, fenomenler, enkırmenler hiç kazanmıyormuş gibi niye insanların gözleri sadece dindar insanların kazançlarında ki? Emin olun medyada onlardan çok daha fazla kazanan ekran yüzleri var. İsimlerini saymak istemiyorum. Televizyonumuzu açmak için kumandanın düğmesine bastığımızda hepimizin karşısına çıkan sürekli gördüğümüz kişiler işte! Hem de her ay, her akşam, her gün, her sabah! Fitne fücur, ahlaksızlık… Reyting uğruna bozulmadık değerimiz kalmadı. Nihat Hatipoğlu gibi Ramazan’da kazançlarıyla -art niyetli bir şekilde- gündeme getirilen kişiler, inanın saydığım programcıların yanında kazandıklarıyla devede kulak kalıyorlar.
Üstelik medyada olmayıp astronomik ücretlerle para kazananlar da var, spor camiasındakiler gibi. Liste uzar gider.

Aslında yazının başlığını “Zengin Olmak Müslümana Haram Mı?” şeklinde koymayı düşünüyordum. Ama sizlerin dikkatini bu şekliyle daha çok cezbedeceğimi düşünerekten daha fazla kişi tarafından okunmasını istediğim için şimdiki halini tercih ettim. Lütfen affedin beni.
Nihat Hatipoğlu Hoca’ya ve bu işi yapan hatiplere laf etmeden önce başta kendi nefsimize ve diğer ekran yüzlerine bakılmasını da istedim. Kişi helalinden kazanıyorsa bize hiçbir söz söyleme hakkı doğamaz! Meselemiz kimin ne kadar fazla kazandığı da değildir zaten.

Konumuz; “Niye sadece müslümanın kazancı bazı kesimlere batıyor?” olduğudur! Tüm bu kara propaganda ve tantanaların altında yatan asıl sebebi gün yüzüne çıkarmaktır.

Çünkü, bir takım odaklara müslümanların bindikleri arabalar, yaşadığı evler, sürdükleri müreffeh hayat batmaktadır. Onlara göre zenginliği, lüksü, şatafatı sadece kendileri yaşamalı, inançlı ve dindar insanlar fakru zaruret içinde olmalı, başkalarına (kendilerine) muhtaç olmalı. Oysa Kuran’da ve hadislerde tevbe hâşa “Müslümanın zengin olması yasaktır, çok para kazanamaz, lüks ve refah içinde yaşamamalıdır, günahtır…” diye emir ve yasaklar yok ki!
Aksine “Yiyin, için ama israf etmeyin” diye emrediliyor. Zenginliğimiz, sağlığımız ve ALLAH’ın bize bahşettiği tüm nimetler için şükretmemiz, nankörlük etmememiz buyruluyor. Farz olan zekat ibadetimizi yerine getirmemiz emrediliyor. Zengin olmak, çok para kazanmak yanlış bir iş olsaydı, düşünsenize Allah zekat ve sadaka verdiği için zenginleri ödüllendirir miydi!

İnanın bana bu kesimler biz dindarların zenginliğinden aşırı derecede rahatsızlar. Amaçları pastayı/kapitali/sermayeyi başkalarıyla paylaşmamak! Aslan payının daima kendilerinde kalmasını sağlamak! Çünkü pasta bölünürse zengin müslümanlar zekatlarını ve sadakalarını daha fazla bir payla daha fazla kişiye verecekler, müslümanlar faizli banka kredilerine muhtaç olmayacak, toplumda refah artacak, paranın dolaşımı artarak ülkenin ekonomik olarak kalkınmasına vesile olacak. Böylelikle kişi başı milli gelir adil bir şekilde dağılmış olacağından ülkeler ve insanlar para babası kapitalistlere muhtaç olmayacak. İslam dininin adil ekonomik bir düzeni dünyaya hakim kılma isteğini onlar bizlerden daha iyi bildiği içindir tüm bu kirli oyunları.

Biz inançlı insanlara ne oluyor peki? Kimin değirmenine su taşıyor, kimin ekmeğine yağ sürüyoruz? Toplumda inançlı insanların zenginleşmesinden güzel olan başka ne olabilir ki? Bu yazıda Nihat Hatipoğlu sadece bir başlık.
Bu zenginliğe; komşumuz Ahmet Bey, bakkal Mehmet Amca, akrabamız Kemal Enişte, arkadaşımız Osman eriştiğinde güzel bir durum olmaz mı? Gözümüz mü kalır yoksa yine onların zenginliğinde? Zannetmiyorum haset edileceğine. Edilmemeli! Ama velevki kalplerde bir ân için bu hastalıklı haset hissi yanıp söndüyse o zaman bizi Allah affetsin. Ya da belki çok kısa zamanda, ilerleyen vakitte zenginlik hayali kuranlar da zengin olacak. Kim bu hayatta ne olacağını, kaderini bilebilir ki? Ama asıl önemli olan yoklukta sabır, varlıkta şükretmektir. Sahip olduğumuz nimetlerin farkında olalım. Allah yokluklarını göstermesin. Nice zenginler var “Yoksulum” diyenlerin yediklerinden sağlıklarına zarar verdiği için bir lokma yiyemiyorlar! Olaylara bakıyorsak geniş perspektifli, iç yüzünü düşünerek bakmamız gerekir.

Yazımı sonlandırırken gelin Nasrettin hocanın şu kıssasından makalemizin anlam ve önemine binâen hep birlikte hisse çıkartalım.

Nasrettin Hoca’yı bir gün köylüler ziyafete davet eder. Hoca da davete icabet ederek ziyafetin verildiği eve köylülerle birlikte gider. Önden sohbet muhabbet derken, akabinde önlerine hane sahibi tarafından yemekler gelir. Hep beraber sofraya otururlar, önce bir güzel çorbalarını içerler. Çorbadan sonra sofraya büyük bir tabağın içine konmuş kızarmış tavuk gelir. Misafirler “Nasıl yesek, tavuğun neresinden alsak?” diye birbirlerine bakmaya başlarken hâne sahibi Nasrettin Hoca’ya “Hocam hadi bize tavuğu Allah’ın taksimiyle taksim et.” der. Hoca da “Herkes razı mıdır?” diye teyit alır. Sofradaki tüm misafirler “Sorulur mu Hocam hiç? Allah’ın taksimine hepimiz razıyız.” derler. Hoca da onayı alınca başlar tavuğu sofradakilere taksim etmeye. Birine 2 but verir, öbürüne 1 tane, kimine hiç vermez, kimine 4 tane verir… Tabii sofradakiler hayret içinde birbirine bakmaya başlarlar. Hane sahibi dayanamayıp Hoca’ya en sonunda “Hocam ne yaptın? Bu nasıl taksimdir?” diye sorar. Nasrettin Hoca da “Siz benden Allah’ın taksimi ile taksim etmemi istediniz. Hattâ rızanızı da aldım, siz de kabul ettiniz. Allah’ın işte taksimi böyledir.” der.

Bizler elhamdulillah inançlı insanlarız. Allah’ın zenginliği dilediğine seçerek verdiğine ve zenginliğin herkese eşit bir şekilde taksim edilme zorunluluğunun olmadığına iman ederiz. Çünkü imtihan dünyasındayız. Zenginin sınavı varlık ve şükürle, fakirin sınavı yokluk ve sabırladır, biliriz. Bu yüzden İslam’ın Sosyalizm gibi zenginliğe ve mülk edinmeye engel olmadığının bilincinde kalarak Allah’ın taksimine razı olmak durumundayız.

Bu yüzden neye alet olduğumuzun farkında olalım. Önce kendimize bakalım. Hemen galeyâna, kışkırtmaya, gaza gelmeyelim. Sakin olalım. Sadece bu konu için değil, bundan sonra hayatımızda girişeceğimiz herhangi bir eylemin altında ne yattığını, kime yaradığını, bize ne fayda vereceğini derinlemesine düşünelim.

Allah, İslam ve müslüman düşmanlarına fırsat vermesin, İslam âlemine hayırlı, helal, bol kazanç, refah nasip eylesin, namerte muhtaç eylemesin, nice Ramazanlara selametle, sağlıkla erişmeyi nasip eylesin! Ramazanımız mübarek, kazancımız bereketli olsun.

Ha bu arada… Sözüm meclisten dışarı, sürç-i lisan ettiysem de affola!

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA