Kızılay Web Banner 120X600
Kızılay Web Banner 120X600

SON DAKİKA

Karabük Haber Karabük Duyuru Karabük Son dakika
Selman HAKTAN

DEFİNEYE MÂLİK VİRÂNELER

Bu haber 10 Şubat 2020 - 10:24 'de eklendi ve kez görüntülendi.
DEFİNEYE MÂLİK VİRÂNELER

Bir çoğumuzun bildiği “Marifetnâme” adlı eşsiz eserin yazarı olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri hakkında, kaynağı muhtelif de olsa anlatılagelen etkileyici ve ders çıkarılacak nitelikte bir hâdiseden bahsedilmektedir. Beni çok etkilediği için bu yazımda sizlerle paylaşmak istedim.

Denir ki İbrahim Hakkı Hazretleri hayatının ilk yıllarında ibadetlerine engel olacağı düşüncesiyle evlenmeme niyetindeymiş. Vaktinin büyük kısmını ibadetle geçirir ve de her sabah namazından sonra âdet edinerek, vefat eden anne babasının mezarına gidip başlarında Kuran okurmuş.

Bir kış günü gene anne babasının mezarına gidecekken karşısına meyhaneden evine dönen bir sarhoş çıkıvermiş. İbrahim Hakkı’ya “Nereye gidiyorsun efendi?” diye seslenince “Annem ve babamın mezarına Kuran okumaya gidiyorum.” demiş. Sarhoş da ”Benim de anne babama oku” diyivermiş. “Söz! Gidince okurum. Ayakta olduğumdan okuyamam şimdi” demiş İbrahim Hakkı Hazretleri de. Bunun üzerine sarhoş, birden İbrahim Hakkı’nın önünde çamurlu yere doğru yüzü koyun uzanıp “Şimdi üzerime otur ve öyle oku o zaman” diye ısrar etmiş. Adamın o halinden etkilenen İbrahim Hakkı Hazretleri anne-babasına kuran okuyup, hediye etmiş.
Sarhoşun anne babasına bu bağlılığını görünce “Ben de evleneyim. Evladım olursa arkamdan hiç değilse Kuran okuyanım olur.” düşüncesiyle evlenme fikri ağır basmış.

Aradan aylar geçmiş, evlenmiş. Zâkir ve Şâkir adlarında iki erkek evladı olmuş. Zaman geçmeye devam ederken hâliyle evlatları da büyümüş, reşit olmuşlar. Zâkir ibadet, takva ve tasavvuf ehli imiş. İlim görürken babasıyla birlikte Allah yolundan gidermiş.
Diğer evladı olan Şakir ise -kaderin cilvesi o ki- ibadet, takva ve ilim ile pek arası olmayan, hergün meyhanelerde sızıp kalan, ayık gezmeyen biriymiş. İbrahim Hakkı Hazretleri, vakti zamanında o sarhoş adamı kınadığından başına bunun geldiğini düşünür, bu yüzden de evladı Şakir’e sabırla katlanır, sevgi ve şefkatle davranırmış.

Bir gün İbrahim Hakkı Hazretleri oğlu Zâkir’e “Haydi gel benimle! Gidiyoruz.” der. Zâkir babasının sözünü ikiletmeden hemen onu takip ederek yola koyulur. Nereye gidecekleri ve ne yapacakları hakkında hiçbir fikri yoktur Zâkir’in. Yolda yürümeye devam ederlerken o esnada Şakir’in müdavimi olduğu meyhanenin önünden geçiyorlardır. İbrahim Hakkı Hazretleri oğlu Zâkir’e “Sen burada bekle” diye tembih edip meyhanaye girer. Babası içeride kısa bir süre durduktan sonra geri gelmiştir. Zâkir babasına bakarak ne olduğunu anlamaya çalışır. Babasının yüzünde ne bir sinir ifadesi ne de kızgınlık hali vardır. Babasının meyhaneye niye gittiğini, içeride ne yaptığını kestiremiyor, durumdan da hiçbir şey anlayamıyordur.

Oysa ki Şakir’in içinde kıyametler kopuyordur! Alev alev yanıyordur! Çünkü az önce meyhanede uyurken babası gelip tüm içki borcunu kapatmış ve bunu da ayıldığında meyhaneciden öğrenmiştir. Mahcup olmuştur Şakir. Kendini o tahammül, şefkat ve takva âbidesi bir babaya layık olamayan, günahkar ve hayırsız bir evlat olarak görür. Tevbe eder o an. Yakarır Allah’a! Bir kutlu cezbe hâli bürür Şakir’i. Göz yaşlarıyla kendinden geçer. Hıçkırıklar içinde “Babam ne zaman geldi buraya?” diye sorar meyhaneciye. “Az önce. Hatta şöyle yukarıdaki tepeye doğru yanında Zakir’le birlikte yürüyordu” der meyhaneci. Bir hışımla çıkar meyhaneden ve soluksuz koşar babasının arkasından. En sonunda bulur onları. Bir uçurumun kenarındadırlar. Onların da yeni vardıkları bellidir.

Şakir biraz olsun toparlanmıştır. Ağlaması geçmiş ama derin üzüntüsü hâlâ yüzünden okunabiliyordur. Mahcubiyetle yanlarına gidip sessizce babasının arkasına geçer. Tevbe ve pişmanlık hâli hâla devam etmektedir. Gözleri uçurumda, derinlere dalar Şakir.

iki kardeş de o zaman öğrenir babalarının niye burada olduklarını. “Zâkir! Say bakalım. Kaç tane kuş var?” diye sorar babası. Kırklardan biri hakka yürümüştür, 39 tane kuş uçuyordur uçurumda.”39” der Zâkir. İbrahim Hakkı Hazretleri bunun üzerine “Atla öyleyse!… Haydi Kırklara karış! Kırkıncı ol!” der. Zâkir ilmi ve takvası olmasına rağmen bir an tereddüt edip korkmuştur. Şâkir ise o ân kendinden geçer. Ve bir anda “Hakkını helal et baba!” diyerek teslimiyetle uçurumdan aşağı atlar. İşte o an havada süzülürken kırkıncı kuş olup kırklara karışır..

Zâkir şaşkınlıkla olan bitine bakarken İbrahim Hakkı Hazretleri’nin dilinden şu dizeler dökülür.

“Hakkı gel sırrını eyleme zâhir.
Olmak ister isen bu yolda mâhir,
Harâbat ehlini hor görme Zâkir!
Defineye mâlik virâneler var!”

Her okuduğumda etkilenmişimdir bu hadiseden. Zâkir, takvalı bir yaşam sürerken önüne gelen büyük bir fırsatı tepmiştir. Fırsatlar insanın karşısına hayatta belkide sadece bir kere çıkar. Bana hiç çıkmadı demeyin! Çıkmıştır belki ama siz tepmişsinizdir. Yahut belki çıkacaktır da zamanını beklemektedir. Kendisinden böyle bir vaziyet beklenmeyen Şâkir ise fırsatı iyi değerlendirmiştir. Ana fikir “fırsatları iyi değerlendirmek” tabiî ki değil. Ama tıpkı altını işleyip daha değerli bir kuyum haline getirirken bu esnada dökülen altın tozlarını alarak bir başka şekilde değerlendirmek misâlidir şu mevzumuza bahis. Ha bu arada! Bu fırsat sadece Zâkir içindi. Ki zaten fırsat denilen şey, kişiye özel ve farklı versiyonlarda olacağını ve de teşbihte hatanın olmayacağını bildiğinizden zaten şüphem yok. Ama gene de, ne olur ne olmaz, bu izahı yapma gereksinimi duydum. Yoksa bu tür hadiseler çok özel fırsatlar olduğundan lütfen anlatıldığı gibi birebir uygulamaya girişip de çılgınlıklara yeltenmeyin! Allah muhafaza! Yoksa ne şehit ne de gâzi olursunuz. Demedi demeyin! Baştan uyarıyorum.

Ana konumuza dönecek olursak…
“Zâkir” bu hikayede (“menkıbe”de dersek daha doğru bir ifade olur) bir özel isim olarak geçmektedir. Ama Zâkir isminin anlamına bakacak olursak; Allah’ı zikreden, zikirle meşgul olan, zikir ehli manalarına gelmektedir. Dolayısıyla daha kapsamlı düşünecek olursak, zâkir sadece özel isim olmakla kalmayıp artık genel bir terim halini alır. Bu menkıbe üzerine belki sayfalar dolusu yazı yazılabilir, ama zaten verdiği mesaj gayet açık olduğundan daha fazla îzâhata gerek duymamaktayım.

“Kırklara karışmak da nedir? İslam’da böyle bir şey var mı?..” Gibi soruların cevabını bu yazı üzerinde bahsetme gereği de duymuyorum. Ama yalnızca Kırklar’ın olmadığını; Kırklarla beraber Üçler ile Yediler’in ve bunlara da Ricâl-ül Gayb erenleri dendiğini, konuyu derinlemesine araştırırken bulabileceğinizi hatırlatmak isterim sadece.
Ve şu dipnotu da söylemeden edemeyeceğim, Safranbolu’nun bir köyü olan ve ne yazık ki arasına “ı” harfi konmuş şekliyle “Kırıklar“ olarak telaffuz edilen köyün orijinal adının aslında “Kırklar” olduğunu ve bu köyün içindeki “Kırklar Mezarlığı” sebebiyle köye bu adın verildiğini yeri gelmişken belirtmek isterim.
Mevzu daha fazla derinleşmeden bir an önce sözlerimi nihâyete erdireyim artık.

Cenâb-ı Allah; biz iyi bir haldeyken bugünümüze güvenerek şımarttırıp da kötü yapmasın, ayaklarımızı sırât-ı müstakîm yolu üzere dâim etsin, yarınlarımızı bu günümüzden daha hayırlı eylesin. Ve kimseyi kendimizden daha aşağı gösterip de kibirlenmeye yeltendirmesin! Ne güzel demiş İbrahim Hakkı Hazretleri ”…Harâbat ehlini hor görme Zâkir! Defineye mâlik virâneler var.”

Vesselam.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA